SİZİNDE İNTERNET'de SİTENİZ OLSUN, İSTEDİĞİNİZİ ALIN, WWW.BEDAVA-SİTEM.COM'DAN NASIL SİTE ALINIR/YAPILIR... =TÜRKÇE =ALMANCA =İNGİLİZCE
[ BEDAVA SİTE YAPILIŞ ANLATIMI ] [ BEDAVA SİTE TÜRKÇE'si .tr.gg] [ BEDAVA SİTE ALMANCA'sı .de.tl ] [ BEDAVA SİTE İNGİLİZCE'si .page.tl ]
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Allahım Yalnız Senden Yardım İstiyorum, Beni, Annemi, Kardeşlerimi, ve Tüm Sevdiklerimi,Bildiğimiz ve Bilmediğimiz Hertürlü Beladan Kötülükden Sen Koru, ve  Bildiğimiz ve Bilmediğimiz  İyiliklerin Hepisini istiyorum,  AMİN...!  byAdnanoe

www.adnanoe.tr.gg byAdnanoe Sunar, Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez, Kahrolsun PKK, Vurun Vatansız Adileriwww.adnanoe.tr.gg byAdnanoe Sunar, Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez, Kahrolsun PKK, Vurun Vatansız Adileriwww.adnanoe.tr.gg byAdnanoe Sunar, Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez, Kahrolsun PKK, Vurun Vatansız Adileriwww.adnanoe.tr.gg byAdnanoe Sunar, Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez, Kahrolsun PKK, Vurun Vatansız AdileriSitelerimiz:www.adnanoe.tr.gg  www.akcakesem.tr.gg www.by-solar.tr.gg  www.agader.tr.gg Esenlikler ZiyaretçiADNAN ÖZTÜRK
 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE,  TÜRKİYE CANIM FEDA SANA,  www.bilgeadam.npage.de Sitesi ADNAN ÖZTÜRK byAdnanoe Sunar..



 
Adnan'ın Menüye Hoşgeldiniz
Haber Alemi
ADNAN İsminin Manası
Adnan Öztürk Kimdir.?
Akçakese için
ErgenekonDestani
Biz Kimiz...
Babamın, Mustafa Aygün, Fahri Dayımın Anısına
Ahmet Öztürk Köşesi
CANLI LİG TV CANLI
İnsan hakları evrensel beyannamesi
Kan Uykusu
Akçakese Ankara Tarihi
Güdül'ün Tarihçesi
Wikipedia'da Akçakese
Akçakese Bilgileri
Akıllı işaretler
Bedava-Sitem.com'da Sayfa Nasıl Yapılır
live ID alınız
Matematik Nedir ?
Copyright ©
Güzel Sözler Resimler
İddaa Sporx
Sinemalar-Canlı TV izle
İddaa Canlı Sonuçlar
Dinayetim
Tıkla, seçmen bilgilerini kontrol et !
Kuran'dan Ayetler
T.C İl Plakaları
Atatürk ile ilğili Herşey
Küresel Isınma Tehlikeler
Delikanlı Adam Kuralı
Türkiyemizin Harikaları
Sarı Gelin ve Çanakkale Belgeseli
Şu Çılgın Türkler
Şehitlerimizin Anısına
Yabancı Dilde Seni Seviyorum Sözü
Arama Motorlarına Kayıt
Banner Yapma (Banner Macker)
Ağaç Aşısı Yapılışı
İyibir WebSitesi Nasıl Olmalı?
Burs Veren Kurum ve Kuruluşlar
Ödev Arama
Şifalı Bitkiler 01-02-03
Su Hayattır, Boşa Harçama
En Son Müzik Klipleri
Ünlü Türk Hacker'lar
Niçin Kurt Neden Kurt
Turan Coğrafyası
flashvortex.com
BAKTUBE Şifalı Bitkiler
Uzun Web-Adresini Kısaltma UrlAl.Com
Yeni Kaza Tesbit Tutanağı
Rahmetli TÜRKEŞ'i Dinliyelim..
Slayt Resimler
İl il Türkiye kodkurdu.tr.gg
Akçakese Resim Galeri 01
Akçakese Resim Galeri 02
Dailymotion adnanoe
T.C. Akıllı Kimlik Kartı
Dillere Çeviriçi
TEMA 2B İmza Kampanyası
...
= Ziyaretçi defteri
 

Niçin Kurt Neden Kurt

                                                Niçin Kurt?    Neden  Kurt ?

Sitelerimiz:www.adnanoe.tr.gg  www.akcakesem.tr.gg www.by-solar.tr.gg  www.agader.tr.gg Esenlikler Ziyaretçi

Bozkurt, bozkırların mağrur ve başeğmeyen hayvanıdır. Ona asla boyun eğdiremezsiniz. Hiçbir zaman evcilleşmez. İnsanla dost olabilir; ama yalnızca o kadar. Asla köpek ya da bir başka hayvan gibi insana boyun eğmez, köle olmaz. Çünkü Bozkurt, özgürlüğe tutkundur. Bir köpek gibi sahibine bağlanıp bedava yemek için yaltaklanmaktansa, özgür bir biçimde açlıktan ölmeği yeğler. Yenilebilir, ama ezilmez. Öldürülebilir, ama diz çökmez. Avlanabilir, ama tutsak edilemez. O, hürriyetine aşıktır.İşte bunlardan ötürü Türkler, özgürlüklerinin timsali olarak Bozkurt'u kendilerine simge seçmişlerdir. Bozkurt, Türk bağımsızlığının ve Türk özgürlüğünün simgesidir. Türkler de, Bozkurtlar gibi özgürlüklerine vurgundurlar. Tarihe bir bakın; Türkler'in asla köleleştirilemediğini göreceksiniz. Orta Asya'dayken, Çinliler bunu yaklaşık 1500 yıl denemiştir; ama hiçbir zaman başaramamışlardır. Türkler'in tarihi, bir zaferler geçididir. Ama yenilgilere, bozgunlara, kıyımlara da uğramışlardır. Ancak, hiçbir zaman galibe boyun eğmemişlerdir. Boyun eğmektense yüzyıllardır yaşadıkları ata topraklarını bırakıp göç etmişlerdir; tıpkı bir kurtçasına. İşte, tarihteki büyük Türk göçlerinin ana nedenlerinden biri de, bu boyun eğmeme isteğinden kaynaklanan yeni ve başına buyruk yaşanacak yurtlar bulma dileğidir. Türkler'in bir kurt misali, boyun eğmeğip de ölümü yeğlemelerine tarihin karanlık sayfalarından, damarlarında Türk kanı taşıyan her kişiyi kıvançlandıracak ve yüreğini titretecek bir örnek:


Yıl MÖ 54. Hun yabgusu (yabgu, hunlar zamanında Türk hükümdarlarının imparatorluk sanıdır) Hohanyeh (MÖ 58-31) sıkıntılıdır. Çünkü, güneybatıdaki zengin toprakların elden çıkmasıyla devletin gelirleri azalmış, Çin'in kışkırtması sonucu yöneticilerin arası açılmıştır. Hohanyeh çare olarak Çin himayesine girmeği düşünür. Fakat, devletin sol kanadını yöneten kardeşi Çiçi Han buna şiddetle karşı çıkar. Başka bir devletin himayesine girmektense yok olmayı yeğlediğini söyler. Çıkan iç savaşta Çiçi, ağabeyi Hohanyeh'e üstünlük sağlar ve başkenti ele geçirerek Hun yabgusu olur. Çiçi Yabgu, dörtbir yana yaptığı akınlarla devletini güçlendirir. Çu ve Talas ırmakları arasında yeni bir kale-kent kurar (MÖ 41) ve kentin etrafını surlarla çevirir. Fakat, Hun Devleti'nin gücü, Çin'i telaşlandırır. Çinliler, büyük bir ordu ile kale-kenti kuşatırlar. Türk ordusu seferdedir. Kale-kentte yalnızca savaşçılar, tiginler (prensler) ve hanedan üyeleri olmak üzere toplam 1518 kişi vardır. Çinliler, Hunlar'dan teslim olmalarını isterler. Durum, kurultayda görüşülürken Çiçi yabgunun şu sözleri kale-kenti çınlatır ve torunları olan bizlere ulaşır:

''Boyun eğmeyeceğiz ! Çünkü bu, şan ve şerefle yaşamış atalarımıza karşı yapacağımız ihanetlerin en büyüğüdür ! Atalarımız bize, bu topraklarla birlikte özgürlük ve bağımsızlığı da emanet ettiler ! Savaşçılığımız ve atıcılığımızla, yabancıları titreten bir millet olduk ! Korumakla görevli olduğumuz bu emanetleri, adi bir yaşam uğruna feda edemeyiz ! Savaşçıların yazgısı, savaşta ölmektir ! Biz ölsek de kahramanlığımızın şanı yaşayacak, çocuklarımız ve torunlarımız öteki kavimlerin efendisi olacaktır !''
O gece tüm çeriler pusatlanıp atlarına binerler. Havada puslu bir dolunay vardır. Kale kapıları açılır ve MÖ 36'nın o puslu gecesinde 1518 Türk, yel götürmez Çin ordusunun üzerine bir sel gibi akar. Sonuçta 1518 Türk, ecelin acı şerbetini içer ama Türk bağımsızlığı bugüne değin sürer. İşte özgürlük ve bağımsızlığı feda yerine ölümü seçmek; Bozkurtçasına.

En eski Türk efsaneleri kurt ile başlar. Kurt, Türk mitolojisinin başlangıcı ve aynı zamanda en önemli motifidir. Bozkurtlar, öteki kurtlara benzemezler. Onlar sürü halinde dolaşırlar. Başlarında yaşlı ve deneyimli bir önder kurt bulunur ki bu kurda Eke Kurt adı verilir. Kurtlar, başka hayvanlar gibi sürünün en güçlü hayvanını değil, en deneyimli olan üyesini önder olarak seçerler. Tüyleri kırlaşmış ve gök olmuş bu önder kurtlar sürüyü çekip çevirir, yönetir, yiyecek bulmak için en uygun koşulları ararlar. Türkler, yaşlı ve deneyimli kurdun ardından koşan genç kurtlardan daha çok öndeki yaşlı, deneyimli ve yeleleri kırlaşmış Gök Kurt'a önem verirlerdi. En eski Türk efsanelerinden beri görülen gök kurtlar da yeleleri kırlaşmış, sürülerini usta bir komutan gibi yöneten, düşmanları şaşırtıp pusuya düşüren böyle kurtlardır. ''Gök'', hem sonsuzluğa uzanan göğü, hem de göğün kendi rengini anlatan bir deyimdir. Oguz Kagan dahi, yüzü gömgök olarak doğmuştur. Eski Türkler, Tanrı elçilerine de Gök Sakallı derlerdi. Gök Börü, Gök Kurt, Boz Kurt deyimleri de böyle bir ululuğu ifade eder.
Türkler, yeleleri kırlaşmış deneyimli ve öncü kurtlara önem verirlerken Moğollar'ın gözlerinde köpekler kutsallaşmıştır. Moğollar'ın öz mitolojilerinde egemen olan hayvan kurt değil köpektir. Fakat Moğollar, uzun süre Türkler'in egemenliği altında yaşamışlar, Türkler'den kültürel olarak yoğun bir biçimde etkilenmişlerdir. Bu etkileşimin sonucu olarak öbür kültürel unsurlarla birlikte Bozkurt'u da almışlar ve Cengiz Han'ın ataları arasına Bozkurt'u koymuşlardır. Ancak yine de, Moğol kültüründe Bozkurt çok önemli bir yerde değildir. Türkler de ise Bozkurt, destan - efsane - mitoloji - folklor derken hemen hemen her alanda ortaya çıkar. Çünkü Bozkurt tarihin derinliklerinden kaynaklanan bir ivme ile Türk kültüründe ayrılmamacasına yer edinmiştir.
İşte, bütün bu anlatılanlar Bozkurt'un Türklük için niçin'ini ve nasıl'ını açıkça ortaya koymaktadır. Bozkurt, Türk özgürlük ve bağımsızlığının timsali olarak, Türk kültürü ile bütünleşmiş bir biçimde, Türklüğün benlik ve belleğinde yaşamaktadır.

Damarlarında Bozkurt'u hissedebilen her Türk'e selam olsun TURAN İllerinden.
Gönlündeki Yaraların Kanını Dindir, Yüzde Yüz Türk Olduğun Gün Cihan Senindir.




HUN TÜRKLERİ ve KURT

Altay Dağları'nda yaşayan Hun Türkleri, gülen ya da kızan Kurt heykelleri yaparlardı. Büyük Hun Devleti'ni kuran Türk boyları daha çok Altay Dağları ile bu dağların güneybatısında yayılmışlardı; bu boylar ileride Kök Türk devletini kuracaklardır. Altay Dağları'nın, özellikle batı bölümlerinde bulunan kurganlarda, ağaçtan ve madenden yapılmış birçok kurt heykelciği ele geçmiştir. Bu heykelciklerin çoğu, dizgin ve eğerlere süs olmak için yapılmışlardır. Bu kurt heykelleri, doğal bir üslupla yapılmış olup gerçek bir kurdun fizyonomisini tam olarak yansıtmaktadırlar. Bu kurtların kimileri gülümsemektedirler. Bu kurt heykelcikleri, sıradan bir hayvan heykeli değildir. Onları yapan sanatçılar, kurtların yüz ve duruşlarına bir insan tavrı vermiş ve bu kurtları adeta kişileştirmişlerdir.
Bu kurtların bazıları ise korkunç görünüşlüdür. Büyük dişleri, korkutucu yüz ve göz hareketleri vardır. Kurt, insanlarca bazan korkunç olarak düşünülmüştür. Ama, Türk efsanelerinde görüldüğü üzere kurt, bu bölgelerde yaşayanların ata olarak da kabul ettikleri bir varlıktır. İşte, gülen ve şefkatle bakan kurt heykelleri bu bölge halklarının ataları olmalıdırlar.
Türkler'in kurttan türeyişi ile ilgili efsaneler ilk kez Kök Türkler zamanında görülmez. Bundan çok önceki çağlarda, mesela Asya Hun Hakanlığı döneminde bile, Türkler arasında böyle kurttan türeme efsaneleri vardı. Hunlar zamanında Batı Türkistan'da Büyük Hun Devleti'ne bağlı olarak yaşayan Usun Türkleri'nin de bir kurttan türeme efsanesi vardır. Bu efsane Çin tarihlerinde kayıtlı olup Usun Türkleri'nin hükümdar soyu ile ilgilidir. Fakat bu efsane, Kök Türk efsaneleri gibi köklü görünmemektedir. Usun Türkleri'nin kurttan türeme efsaneleri özetle şöyledir:

...Zamanın birinde, Usun Türkleri'nin ''Kunmo'' sanını taşıyan bir hanları vardı. Bu hân, Hun Devleti'nin batısında Hunlar'a bağlı olarak hüküm sürerdi. Hunlar ile Usunlar arasında savaş çıktı. Bir Hun saldırısında Kunmo'nun babası öldü. O sıralarda Kunmo çok küçüktü; daha yeni doğmuştu. Hun hükümdarı, Kunmo'nun çöle atılmasını, ölüm-kalımının kendi yazgısına bırakılmasını emretti. Çocuk çöle bırakıldı. Çölde emeklerken bir karga üzerinde dolaşmağa başladı ve gagasında tuttuğu eti yavaşça yaklaşarak ona verdi; sonra uzaklaşıp gitti. Kuşlar da çocuğu sineklerden korumakta idi. Sonra dişi bir kurt geldi; memesini çocuğun ağzına vererek onu emzirdi, sütü ile besledi. Bütün bu olanları gören Hun hükümdarı şaşırdı; çocuğun kutsal bir yavru olduğunu anladı. Çocuğu alıp adamlarına verdi; iyi bir bakımla büyütülmesini buyurdu. Çocuk büyüyerek yahşı bir yiğit oldu. Hun kaganı da, onu ordularından birine komutan yaptı. Gittikçe gelişen ve başarılar kazanan Kunmo'ya gönül bağlayan Hun kaganı, babasının eski devletini ona vererek Kunmo'yu Usun Türkleri'nin başına han olarak atadı...

Kök Türkler'in kurttan türeyiş efsanelerinin sonucunda bir cihan imparatorluğu ortaya çıkar. Ama yukarıda verilen Usun efsanesinde, Hun Kaganlığı'na bağlı küçük bir kıral vardır. Kıral, Hun imparatorunca cezalandırılmıştır. Ve sonradan, kıralın çocuğu yetiştirilerek babasının ülkesine yönetici olarak atanmıştır.
Çin tarihlerinin yazdıkları bu kayıttan anlıyoruz ki, Kök Türkler'in kurttan türeyişlerine benzer efsaneler, MÖ'ki yıllarda da söyleniyor ve bütün Türk boylarınca bunlara inanılıyordu. Bu tür efsaneler Türkler arasında o denli yayılmıştı ki, Çin tarihleri Türkler'den bahsederken, hemen bir kurttan türeme efsanesinden dem vuruyorlardı. Hun çağının yukarıda anlatılan bu kurt efsanesi, biçim olarak daha çok Kök Türk efsanelerine yakındır. Zaten Kök Türkler de -yerli ve yabancı tarih kaynaklarının da belirttiği üzere- Hunların soyundan gelirler ve kendileri de Hunlar'ın Orta Asya'daki mirasçıları olarak yaşamış ve davranmışlardır.
Avrupa'da büyük ve güçlü bir devlet kurmuş olan Batı Hunları'nda da Bozkurt ile ilgili malzemeler yer alır. Hun Türkler'i Avrupa'ya geldikten sonra -özellikle Cermenler'de- kimi yeni kurt efsaneleri görülmeğe başlanmıştır. Fakat Türkler'in kurt efsanelerinin motifleri, Romalılar'da bulunan kurt efsanesine aykırı düştüğü için, Batı Hun Türkleri ile Avrupa'ya gelen kurt efsaneleri daha çok Cermenler tarafından benimsenmiştir. Cermen kavimleri, büyük Batı Hun hakanı Attila'nın yüzünün bir kurda benzediğini söylerlerdi. 
Damarlarında Bozkurt'u hissedebilen her Türk'e selam olsun TURAN İllerinden.
Gönlündeki Yaraların Kanını Dindir, Yüzde Yüz Türk Olduğun Gün Cihan Senindir.




BOZKURT - TÜRKLÜK - TÜRKÇÜLÜK

Türk destanları arasında, milli motifler bakımından özellikle dikkat çekenler şunlardır:

Oguz Destanı.
Bozkurt Destanı.
Ergenekon Destanı.
Göç Destanı.

Bu dört destandaki ortak ve temel motif, Bozkurt'tur.

Oguz Destanı'nda, seferleri sırasında Oguz Han'a Bozkurt yol gösterip kılavuzluk yapmış, Oguz Han'ın orduları bu sayede zaferler kazanmıştır.

Bozkurt Destanı'nda, ayakları ve kolları kesilip ölüme terk edilen Türk gencini dişi bir kurt iyileştirip beslemiş; düşman askerlerinin genci öldürmek istemesi üzerine de Altay Dağları'na kaçırıp kurtarmıştır. Daha sonra dişi kurt, bu genç ile evlenip 10 oğlan doğurmuştur. Bu çocukların büyüyüp çoğalması ile, Türk soyu eriyip gitmekten kurtulmuştur. Hükümdar olan Aşına, Bozkurt'un anısını unutmadığını göstermek için, çadırının önüne kurt başlı bir bayrak dikmiştir.

Ergenekon Destanı'nda ise, Bozkurt, demir dağı eritip çıkan Türkler'e yol göstermiştir. Ergenekon'dan çıktıktan sonra, Türklerin ilk hükümdarı Börte-çine (Boz-kurt) adını almıştır.

Göç Destanı'nda, ana yurtlarından ayrılmak zorunda kalan Türkler'e, bir Bozkurt yol göstermiştir.

Bu destanlarda, Bozkurt'un şu nitelikleri ortaya çıkmaktadır:
Soyun devamını sağlamak.
Türkler'e kılavuzluk etmek.
Türkler'i felaketlerden kurtarmak.

BOZKURT VE TÜRKLÜK
Türk destanlarındaki Işık, Kutlu Dağ, Bozkurt gibi motifler, kuşkusuz birer simgedir. Bozkurt hayatiyetin, milli rehberin, kurtuluşun, özgür ve bağımsız yaşamanın simgesi olmuştur. Türk tarihinde pek çok kahraman, Bozkurt simgesi ile temsil edilmiştir. Aşına sözcüğünün hem bozkurt anlamına gelmesi, hem de Hun ve Göktürk hükümdar sülalesinin adı olması rastlantı değildir.

Bozkurt'tan türemiş olma inancı, Türkler'e uzun çağlar boyunca kıvanç ve güven vermiştir. Türkler'in dar zamanlarında ve millet yaşamında büyük etkisi olacak hareketlere girişilirken Bozkurt onlara yol göstermekte, kılavuzluk yapmaktadır. Türk'ün başı çok sıkıştığında Bozkurt'un ortaya çıkarak onu kurtarması, evladı üzerine şefkatle eğilen bir ana-baba duygusunu hatırlatacak ölçüde derin bir anlam taşımaktadır. Sanki Bozkurt, Türk milletini manevi bir alemden sürekli olarak takip etmekte, çaresiz zamanlarında ona yol göstermektedir.

KURTULUŞ SAVAŞI, ATATÜRK ve BOZKURT
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türk topraklarının işgaline karşı yapılan Kurtuluş Savaşı, destan çağlarında cereyan etmiş olsa idi, bir Kurtuluş Destanı ortaya çıkacak ve bu destanda da mutlaka bir ''Bozkurt motifi'' bulunacaktı. Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı'nın öncüsü ve en baştaki teşkilatçısı olmuş, bu niteliği ile (tıpkı Bozkurt gibi) bir kılavuz vazifesi görmüştür. Daha sonra da, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması ile (yine Bozkurt gibi) kurtarıcı durumuna yükselmiştir. Son olarak, devrimleri ile çağdaş, ileri ve milliyetçi Türk nesilleri yetiştirme çabası, onun Türk milletinin bekasını sağlamağa yönelik amacını göstermektedir. Kendisine önerilen soyadları arasından Atatürk'ü seçmesi ise, onun gelecekteki Türk nesillerince ata olarak anılma isteğinin belirtisidir. Böylece kılavuz, kurtarıcı ve ata niteliklerini kendisinde birleştirmiştir. Atatürk bundan ötürü yabancı yazarlarca -derin bir sezgi ile- Bozkurt olarak adlandırılmıştır.

BOZKURT ve TÜRKÇÜLÜK
Türkçüğün asli unsurları; birlik ve bütünlük, özgür ve bağımsız yaşamak, Türk varlığının sonsuza değin devam ettirilmesi azim ve iradesidir.

Bu durumda, Bozkurt'ta simgeleşen düşüncelerle Türkçülüğün hedefleri tam bir ayniyet içinde bulunmaktadır. Bunun içindir ki Bozkurt, Türkçülüğün de simgesi olmuştur.

Sonuç olarak Bozkurt, Türk destanlarındaki müstesna yeri gibi, Türkçülük tarihinde de seçkin bir konumdadır.


Yukarıdaki makale, Orkun Dergisi'nin Kasım 1998 tarihli 1. sayısının 40-42. sayfalarında yer alan ''Destanlarda Türkçülük İzleri'' adlı makaleden alınmıştır. 
Damarlarında Bozkurt'u hissedebilen her Türk'e selam olsun TURAN İllerinden.
Gönlündeki Yaraların Kanını Dindir, Yüzde Yüz Türk Olduğun Gün Cihan Senindir.


KURT OYUNU - TURAN TAKTİĞİ


Kurtların kışın aç kaldıklarında uyguladıkları bir avlanma taktikleri vardır.

Bu taktiğe göre kurt sürüsü iki kümeye ayrılır. Birinci küme fedai kümesidir; ikinci küme ise pusu kümesi. Fedai kümesi köpeklerin bulunduğu yerleşim yerine girer ve köpeklere saldırır. Biraz mücadele verdikten sonra fedai kümesi, yenilmiş gibi davranıp köpeklerden kaçmağa başlar; tabiki köpekler de kurtların ardından onları kovalamağa başlarlar. Ama köpekleri bir sürpriz beklemektedir. Çünkü asıl ve kalabalık topluluk olan pusu kümesi, onları yerleşim yerinin dışında beklemektedir. Pusu kümesi hilal biçiminde dizilmiş ve iyice gizlenmiştir. Fedai kurtlar, köpekleri kurnazca bu hilalin ortasına çekerler. Köpekler hilalin içine tümüyle girince, pusu kümesi, hilali uçlarından kapatır ve köpekler bir çember içine alınmış olur. Artık köpeklerin kurtuluş umudu yoktur; zafer kurtlarındır ve karınlarını doyurmak için avlarını parçalarlar.

Eski Türkler, kurtlarda gördükleri bu oyunu bir savaş manevrası durumuna getirmişler ve yaptıkları birçok savaşta kullanagelmişlerdir. Bu savaş manevrasına ''Kurt Oyunu'', ''Hilal Taktiği'', ''Turan Taktiği'' gibi adlar verilir.

Tarihi kayıtlar incelendiğinde, Roma imparatoru Sezar'ın, sahte geri çekilme ve pusuya dayalı Kurt Oyunu'nu Asya'lı göçebe savaşçılardan öğrenip uygulamağa çalıştığı anlaşılmaktadır. Fakat Roma ordusunun, Türk ordusu gibi süvariliğe dayanmayıp piyade ağırlıklı olmasından ve Roma ordusunda okçuluğa verilen önemin az olmasından ötürü, Roma ordusu Kurt Oyunu'nu uygulamakta yetersiz kalmıştır. Çünkü Kurt Oyunu hızlı bir manevra yeteneği ve yüksek okçuluk kabiliyeti gerektirir ki bu da o zamanlar ancak atlı birliklerle sağlanabilirdi.

Türkler, zamanımıza kadar birçok savaşta (mesela Mohaç Meydan Savaşı, Malazgirt Meydan Savaşı, Kurtuluş Savaşı'ndaki birçok çarpışma; Hun, Kök-Türk, Avar ordularının yaptıkları savaşlar...vb) bu taktiği maharetle uygulamışlardır. Zaten Türkler, yaptıkları savaşların hemen hemen tümünde düşmandan sayıca az bulunmuşlardır. İşte sayıca az Türk ordusunun kalabalık düşman ordularını alt etmesinin arkasında yatan sırlardan biri kurtlardan alıp uyguladıkları bu savaş taktiğidir. 

Damarlarında Bozkurt'u hissedebilen her Türk'e selam olsun TURAN İllerinden.
Gönlündeki Yaraların Kanını Dindir, Yüzde Yüz Türk Olduğun Gün Cihan Senindir.



www.adnanoe.tr.gg byAdnanoe Sunar, Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez, Kahrolsun PKK, Vurun Vatansız Adileri


TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ'NİN FİKİR SİSTEMİNE GENEL BAKIŞ

Türk adı, hakkında çok çeşitli görüşler ileri sürülmüş, bu görüşler doğal olarak farklı açıklamaları içermiştir. Neticede Türk kelimesinin, şekil almış, gelişmiş, kuvvetli anlamına geldiği kabul edilmiştir. Bu ad, ilk defa olarak Çin'de Chou Sülalesi zamanında çıkarılan yıllıkta (557-579) yer almıştır.

Türkiye ismi ise ilk defa Bizans kaynaklarında yer almıştır. X veVI. yy,'da Orta Asya'yı adlandırmak için kullanılmıştır.

ANADOLU ise, 12. asırdan itibaren Türkiye (TÜRCİA) olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

TÜRK SOYU

TEVRAT'ta TÜRK SOYU, Ham ve Şam'dan değil, Nuh Peygamberin oğlu Yasef’ten türemiş olarak gösterilmektedir.

Etnografik açıdan, Türk soyunun kavram olarak incelenmesi gerekirse özet larak şunlar söylenebilir. Dört beyaz ırk grubunda, Europa adı verilen gurubun Turania tipindendir. Brakisefal kafa yapısına sahip bir ırktır.

Aynı yerleşim bölgesini paylaşmış oldukları, dolikosefal kafa yapısına sahip, mongoloir grubundan olan Moğol'larla uzaktan yalandan bir alakası yoktur. Moğol ve Türk ırkı arasındaki fark ilmi olarak da ispat edildiği gibi çok büyüktür. Kültürel değerlerimiz ve anatomik yapılanmamız ayrıdır.

TÜRKLER ANDRANOVO insanı diye adlandırılan bir tipin temsilcisidirler. Andronovo insanı Rus bilginleri tarafından incelenmiştir.

Bu ırk dört bin yıl kadar önce Orta Asya'da yaşamakta idi. İşte Türkler'in menşei bu insanlardır. Yaşadıkları coğrafi bölge, bugünkü Çangarya'da yani Doğu Türkistan'ın kuzeyindedir. Çok yüksek bir kültüre sahip idiler. Madenleri kullanabilen edebiyatı, dili, medeniyeti çağının çok ötesinde bir millet. Bu proto Türk kültürüne ANAV'da, bugünkü TÜRKMENİSTAN'm başkenti AŞKABAT civarında rastlanmıştır. Kültür tabakasına en az altı bin yıllık bir tarih biçilmektedir. Bu tarihsel derinliği ile en eski insanlık kültürlerinden birini oluşturmaktadır.



MİLLİYETÇİLİĞİN KAVRAM OLARAK TANIMI :

MİLLİYETÇİLİK, esası milli ananeye, geleneğe, örfe ve adetlere uygun olmayan bütün hareketleri kurum ve kuruluşları reddederek her şeyi milli örfe uygun şekilde düzenlemeyi amaç edinmenin oluşturduğu siyasi 'ya da toplumsal düşünce sistemidir. Diğer bir deyişle, milletin maddi manevi niteliklerine yani maddi manevi değerler toplamına aykırı olan her şeyi reddetmek ve bu değerlere uygun bir şekilde toplumsal kurum ve kuruluşları nizam etmek.

Kitlelerin millet olma mücadelesinde ve milletleşme mücadelelerini tamamlamalarından sonraki evrede diğer milletlere üstünlük kurma savaşında ilke edindikleri prensipleri bayraklaştırma azmindedir.

Aşağıda açıklanacağı gibi Türkler'le doğmuş gelişmiş bir kavramdır. Ne yazık ki batılılar ve yerli iş birlikçileri tarafından Avrupa'nın bağandan çıkmış bir kavrammış gibi gösterilmektedir. Bu siyah (kara) propagandanın amacı, saptırılmış bilginin sebebi, Ülkümüzün dayanağını batı kaynaklı bu şekilde bizleri taklitçi, öz değerlerinden sapmış olarak göstermektedir.



MİLLİYETÇİLİĞİN TÜRK TARİHİNDE
DEVLETLEŞME İLE BAŞLANGICI

TÜRK TARİHİNDE, devletleşme açısından bir tarih aranıyorsa bu; M.Ö. 220'de Kun (HUN) İMPARATORU TEOMAN YABGU İLE başlayan noktadadır...

Bunun sebebi şudur; Teoman Yabgu'dan önceki döneme ait, Türk devleti ve Türk hükümdarları hakkındaki bilgilerimiz kırıntılar halindedir. Bu şu demektir; ilmi açıdan bu bilgiler yok gibidir. O sebepten bu tarih bizim için büyük önem arz eder. Bu tarih, ebedi Türk Hakanlığının, ebedi Türk devletinin başlangıcıdır. Şimdi ilk vatanımızda gerçekleşen bir olayı aktarmakla devam etmek istiyoruz.

TEOMAN YABGU, Büyük Hakan Mete'nin babasıdır. Bilindiği gibi M.S. 210'a doğru Çin şeddi tamamlanmıştır. Sebebi hikmeti şudur; Hun'lar Çin topraklarına baskıyı arttırıyorlardı. Bundan korunmak için mahalli Çin hanedanları, meskun sahaları ve askeri bölgeleri surlarla çeviriyorlardı. CHOU'lardan hükümdarlığı devralan CH'nin devleti (ŞENSİ'de)nin ünlü hükümdarı SHİHHUANGTI, kuzey taarruzlarına karşı korunabilmek için bir set oluşturmaya karar verdi. Bu insan emeğinin en büyük eserlerinden birini oluşturmak için gerekli malzemeyi önceden yapılmış iç surların yıkımı ile sağladı.

Büyük Türk Hakanı Mete PETENG KALESİNİ muasara altına aldı. Üç yüz bin küsürlük Çin ordusunu Turan taktiği ile tarumar eden Mete, bu başarısı ile Çin milletinin hafızasına unutamayacakları bir acı anı bırakıyordu. Şöyleki, Motun (Mete) dedikleri Hakan'a ve O'nun kahramanlarına sitem edercesine asırlardır türkülerinden 'PalTeng kalesindeki felakette yedi gün ekmek bulunamadı, askerler yay çekmedi" diyerek belki de kötü kaderlerine küsmektedirler.

Çin Seddi'nin Türk gücü karşısında aciz kalması bizim için şaşılacak bir olay değildi, zaten Çin'liler de 50 yıl sonra Türk'ü zoru başaran, imkansızı zorlayan bir millet olduğunu anlayacak bir şekilde de bu hezimetlerin onlar için şaşılacak bir şey olmadığını öğreneceklerdir.

Mete'nin zaferi sonucunda imza edilen antlaşma ile Türkler'e her yıl vergi vermek, kuzey eyaletlerini bırakmak şartı ile Çin İmparatoru serbest bırakıldı.



MİLLİYETÇİLİĞİN BATI KAYNAKLI
OLMASININ İMKANSIZLIĞI

MİLLİYETÇİLİK Fikri'nin Batı ve Türk kaynaklı olmak üzere iki çeşidi vardır, Batı kaynaklı milliyetçilik feodalizmin yıkılmasından sonra, oluşan burjuva sınıfının varlığını devam ettirebilmek için bayraklaştırdığı, nationalizm kelimesi ile ifade edilen bir fikir akımıdır. Bu yönü ile kapitalizmin emellerine hizmet eden bir fikir sistemidir. Feodalizmin yıkılışı ile dışarıya açılan yeni kapitalist sınıf milliyetçiliğe ihtiyaç duymuştu. Bu zorunluluk "sömürünün devamının milliyet fikrine işlenmesine dayanır" gerçeğinden kaynaklanıyordu, daha sonradan malum Fransız İhtilali ile gelişip yaygınlaşmaya başlayan milliyetçilik, felsefi beslenme kaynağını Alman FUCHTHE,(Fuhte)nin ALMAN ULUSU'NA NUTUKLAR adlı eserinde bulunuyordu.

BİZİM MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞIMIZ İSE AŞAĞIDA AÇIKLANACAĞI GİBİ ÇOK FARKLI BİR DURUM ARZETMEKTEDİR. BATILI MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI İLE ne tarihsel ne de ideolojik bir bağlantısı vardır olmamasına da şaşmamak gerekir.

Batılı milliyetçilik, faşizmin de doğmasına sebep olmuştur. Faşizm bilindiği gibi İtalyan ve Alman faşizmi olmak üzere ikiye ayrılır. Faşizm aslında öğretisi olmayan bir siyasal olgudur. Belli hedeflere erişmek için teşkilatlanmak olarak tarif edilebilir. Mussolini de bu gerçeği, öğretisi olmadığı gerçeğini, "faşizmin öğretisi, eylemdir" diyerek özetlemiştir.

İTALYA'DA FAŞİZM: 1915-1919 yıllan arasında savaşa katılmak isteyen İtalyanların oluşturdukları bir grup, bir birlik var idi. Bu birliğin adı "fasci di combattimeto" idi. Mussolini de bu birliklere üye idi. Bu organizasyon savaştan sonra tekrar kurulmuş ve bu sefer siyasi bir görünüm arz etmiş; iktidara yürümek için çabalamıştı. Kuruluş amacı ise komünizmle mücadele idi. Daha sonraları , bu insanlar Ulusal Faşist Partisini kurdular. Neticede yapılan mücadele sonucunda meşhur Roma Yürüyüşü yapıldı. Gözü korkan Kral 50 bin kişi ile baş edemeyeceğini anlayarak hükümet kurma görevini Mussolini'ye verdi. Bu şekilde faşizm İtalya'da resmen yerleşmiş, resmi ideoloji olmuş oluyordu. İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar devam etti. Devleti her şeyin üstünde tutan bir ideoloji idi. "Her şey devletten gelir, devlete gider." sloganı ile özetlenebilecek bir görüştür.

ALMAN FAŞİZMİ ise, ari bir Alman ırkına iman eder. Bu İtalyan faşizmi ile bu noktada gelişir. Milleti her şeyin üstüne koyar. Diğer milletleri ise köle olarak telakki eder. Bu şekli ile ırkçılık fikrini bayraklaştırır. Nasyonel sosyalizm diye de adlandırılır. Burada, nasyonel sosyalizmin, ulusçu toplumculuk olduğunu ve MİLLİYETÇİ TOPLUMCU diye dilimize çevrilmesinin yanlışlığının belirtilmesini söylemeliyim. Bildiğiniz gibi bizi faşistlikle suçlamak için MHP davasında savcı bu cahilliği göstermiş idi.



TÜRKLER'İN YAYILMACILIĞI

TÜRKLERİN yayılmacılık özelliği, zamanla dünyayı huzur ve barışa kavuşturmayı gaye edinen bir fatih felsefesi ve her yerde adil, eşitlikçi TÜRK TÖRESİNİ yürürlüğe koymak üzere bir cihan hakimiyeti ülküsü doğurmuştur.

Türklerin birçok kavmi hakimiyet altına almaları ve çok geniş sahalara yayılmaları da eski devirlerde diğer milletin dikatini çekmiş bu diğerleri tarafından Türkler'in elinde bulunan sihirli değnekle, izah edilmiştir. Hakimiyet ruhunun kültürle doğrudan ilgisi vardır. O açıdan kültüründe bir tarifini vermek gerekir.

Türk bozkır kültürünün geliştirildiği bölge yeni Andronova kültür sahası (Altay Dağları Syan Dağları'nın güneybatı düzlükleri) rakımı 500 m ile 5000 m arasında değişen bol otlarları ile besiciliğe çok elverişli, hatta kuru ziraate imkan verecek şekilde rutubetli yayla durumundadır. Kültürün üç temel dayanağı mevcuttur. Coğrafi çevre, insan unsuru, ve cemiyet


KÜLTÜRÜN TANIMI:

(E.B. TAYLOR) BİLGİYİ, İMANI, SANATI, AHLAKI, HUKUKU, ÖRF ADETİ ve insan toplumunun bir üyesi olması dolayısıyla kazandığı diğer bütün yetenek ve alışkanlıkları içeren birleşik bir bütündür. ......

MEDENİYET ise milletler arası ortak değerler seviyesine yükselen anlayış, davranış ve yaşama araçları bütünüdür. Kültür karakter bakımından özel, medeniyet ise geneldir. Medeniyet kültürden doğar ve medeniyet kültürlerin birleşimidir. Medeniyet ayrıca da yüksek kültür olarak adlandırılır.

MEDENİYET: Birbirlerinden çok farklı bir çok kültür değerinin biraraya gelmesi (uyumlu şekilde) doğurduğu bütündür. (SCHUBARK)

Yine Türk devletine dönecek olursak, devletimizin doğuş ve kuruluş şartlan konusunda bir çok ilim adamı ve filozof başlıca şu notada birleşmektedirler. Fatihçilik (savaşçılık, mücadelecilik) kanunculuk (teşkilatçılık, hukukçuluk), kuvvet (icralcilik)'tir. Bu şartların tam şekli ile çoban savaşçı kitlelerde karşılaşıldığı ve fakat yerleşik köy kitlelerinde rastlanıldığı ilmi gerçektir. Bundan dolayı olsa gerek, Avrupalı ve ABD'li bilim adamları , çoğu batı medeniyetinin başlangıçtaki sosyal ve hukuki durumunu açıklayabilmek için, eski Greklerin Germenlerin Asurların aslında hep göçebe olduklarını ileri sürmüşlerdir. Bu tür iddiaların artık yerini Bozkır Kültürü Gerçeğine bırakmakta olduğu biliniyor.




BOZKIR CEMİYET YAPISI HAKKINDA


Oğuz: Aile, Urug, Aileler Birliği, Bod boykabile: Ok, İl: devlet, Leviratus: Türklerde Ölen Kardeşin , Karısını veya fakir üvey anneyi diğer kardeşin alması kuralıdır.

İSTİKLAL:OKSIZLIK olarak adlandırılır. Türkler'de istiklal düşüncesi duygusunun temelinde TÜRK ; KÜLTÜRÜ yatmaktadır: Bozkırın güç şartlarının sürekli mücadele gerektirmesi toprağa bağlı olanların alışık oldukları gibi esarete alışık olmamalarını sağlamıştır. Çünkü tehlikeli anlarda ve esaret durumlarında veya boyun eğmek zorunda kaldıklarında, dış baskılarda geçim vasıtası olan hayvanları sürerek hür diyarlara gidebilme gücüne ve imkanına sahiptirler. Bu yerleşik kültürlere nasip olmayan bir imkandı.

ASYA HUNLARINDA İSTİKLAL TUTKUSU şöyle ifade edilerek vurgulanır: TS'IEN HANSU (M.Ö. 50) HUN DEVLET MECLİSİNDE YANİ TOYUNDA ŞUNLARI TEKRAR EDEREK TARİHE GEÇMİŞTİR; "Cesarete karşı hayranlık duymak ve tabiiyeti yüz kızartıcı saymak bizim geleneğimizdir. Atalarımızdan toprakla birlikte devir aldığımız devletimizi, istiklalimizi feda edemeyiz; mücadele ederek savaşçılarımız varken devletimizi yani istiklalimizi korumalıyız. Yine, GÖKTÜRK devrinde fetret tarihinin ölüm olarak nitelendirilmesi TÜRK 'teki istiklal aşkının birer nişanesidir. ÜLKE eski dilde Uruş olarak adlandırılır. Yurt'un karşılığı ise Vatan'dır.

TÜRK toplumunda tabakalaşmaya rastlanamaz. Halk: kün ile adlandınlır. HERHANGİ bir toplum yüksek tabakalaşmanın sebebi şunlardır.

l. Geniş araziye sahip olmak.
2. Askerliği meslek edinmek,
3. Ruhban sınıfına sahip olmak

Bu üç şartın bozkır kültüründe gelişmiş olmadığı açıktır.

Bir taraftan TÜRKÇÜLÜK, ZİYA GÖKALP tarafından formüle edilmiş bir ideal olarak işlenirken diğer taraftan da bu işlerin organize edilmek lüzumu hissedilmiştir. 1908'de Türkiye'nin namlı Türkçülerinden Necip Asım ve Veled Çelebi ile Yusuf Akçuroğlu Türk Derneği adlı bir cemiyet kurmaya karar verdiler. Cemiyetin amacı şu idi: Türk diye anılan bütün kavimlerin geçmiş haldeki maddi manevi unsurlarını yani dil, din, kültür, edebiyat , hukuk, töre ve ırk coğrafya gibi unsurların niteliklerini ortaya çıkarmak, dilini sadeleştirip güzelleştirmek, vs. 1911 yılında, Mehmet Emin Yurdakul önderliğinde TÜRK YURDU adı altında bir cemiyet daha kurulmuştur. Amacı, Türklerin zeka ve irfanca seviyelerinin yükseltilmesi idi. Türk Yurdu ve Türk Derneğinin Kapanmasından sonra Haziran sonu 191 TÜRK OCAĞI AÇILMIŞTIR. 1913 yılında ise, Türk Derneğinin kapatılmasından sonra aynı gaye ile Türk bilgi derneği kurulmuştur. İngilizlerce İstanbul'un işgali üzerine faaliyetlerine ara veren Türk Ocağı 23 HAZİRAN 1924'te bu kez merkezi Ankara'da olmak üzere yeniden kurulmuştur. 157 yerde şube açma başarısını göstermiştir.

1929 yılında Türk talebi birliği, öğrencilerin eğitimleri dışında, milli ruh ile yetiştirilmeleri, ulusal ilişkilere büyük önem ve ilgi gösterilmesi amacıyla kurulmuştur. Daha sonra Milliyetçi şuuru yönlendirmek için 1933 yılında Temmuz ayı içerisinde BİRLİK ADLI DERGİLERİ yayın hayatına başlamıştır.

1933 yılında yapılan kongre sırasında, birliğin armasına Kurt resmi ilavesi ayrıca üniversite öğrencilerinin kullanacağı armalarda da bu işaretlerin bulunması kararlaşmıştır. 1935'ten bu zamana kadar Milliyetçilik görüşünü savunanlar arasında Türk Yurdu, Tevhidi Efkar, küçük Mecmua, Anadolu Mecmuası, Milli Mecmua, Atsız Mecmua, Azerbaycan Yurt Bilgisi Mecmuası, Birlik ve Orhun sayılabilir. Ankara Gençlik Teşkilatı ile birlikte iki ayrı kuruluş olarak 1910 yılında kurulan kitap sevenler kurumu daha bir yılını doldurmadan faaliyetlerine son vermiştir. Yukarıda sıralanan kronolojik akış içerisinde 7 Eylül 1944 tarihinde gizli cemiyet kurma suçlarından 23 kişi yakalanmış ve yakın tarihimizde IRKÇILIK TURANCILIK adı ile geçen soruşturma başlamıştır. Bu davanın önemli şahsiyetleri. Nihal Atsız Hoca, Hikmet Tanyu, Namık Kemal Orkun, Zeki Velidi Doğan , İlhan Darendelioğlu, Necdet Sancar ve Alparslan Türkeş'tir, Türk milliyetçiliği fikrini yaymak, işletmek, Türk bilincine dayanan kültür birliğini oluşturmak, Türk kültürüne hizmet, Türk töre ve geleneklerini yerleştirmek amacı ile 1946 yılında Türk Kültür Ocağı kurulmuştur. Daha sonra ise,Türk Ocağı'ndan sonra Milliyetçiler Derneği açılmış ancak bu Dernekler 1952 yılında kapatılmıştır. Bu arada 1946 yılında kurulan TÜRK Gençlik teşkilatı Türk kültür çalışmaları demeklerini de saymak mümkündür.

1950 yılına kadarki dönem içinde yayınlar; Kopuz, Gökbörü, Bozkurt, Türk Yurdu, doğu, Millet, Tanrıdağı, Türkçülük, Kürşad, Altınışık, Milli Birlik, Özleyiş, Verim, Hareket, Düven, Serdengeçti, Kızıl Elma sayılabilir.

Daha sonraları, İstanbul, İzmir, Zonguldak'ta farklı tarihlerde ve ancak isimleri aynı olan komünizme karşı cephe oluşturarak kesin sonuç alabilmek için Komünizmle mücadele dernekleri kurulmuştur. Bu dernek 27 mayıs 1960'da faaliyetine kendiliğinden son vermiştir.

Bunun dışında Türk gençlik teşkilatı, Türk Kültür Ocağı Türk kültür çalışmaları derneği, Kayseri Türk Kültür Birliği, Genç Türkler Cemiyeti ve Türk Ocağı Birleşerek Milliyetçiler Federasyonunu oluşturmuşlardır.

10 yıl süre ile faaliyet gösteren ve amaç olarak da TÜRKÇÜLER arasında yardımlaşmak, paralelindeki kuruluşlara-yardım sağlamak bunun dışında ekonomik girişimlerde bulunmak amacıyla 1950 yılında Türkçüler yardımlaşma derneği, Türk milliyetçiler demeğinin kapatılmasından sonra ise!954 yılında çalışmalarına bıraktığı yerden devam amacıyla bu kez AYDINLAR OCAĞI OLARAK adını değiştirmiştir.

Düşünce ve görüşlerini yaymak amacı ile yeniden faaliyetlerine devam etmiştir.

Harp okullarından ilişkileri kesilen öğrencilerin haklarını korumak amacıyla 1965 yılında kurulan Eski Harbiyeliler yardımlaşma derneği sonradan Turancılık ülküsünü benimseyenlerin etkili olmaları sonucu kuruluş amacı dışında Türkçülük ve Turancılık faaliyetlerine girmiştir. Vatan ve milleti yüceltmek amacı ile 30.11.1967 tarihinde merkezi Ankara'da olan Hür düşünce kulüpleri federasyonu kurulmuş bu federasyona bağlı 57 ilde şube açılmıştır.

Merkezi Adana'da bulunan genç ülkücüler teşkilatı gençliği yetiştirmek milli birliği ruhla yetiştirmek, yıkıcı ve bölücü akımlarla mücadele etmek amacıyla kurulmuştur. Kendisine bağlı 3 ilde daha şube açmıştır. Türk milliyetçiliği fikrini yerleştirmek, bu bilinci geliştirmek amacıyla İstanbul ve Ankara'daki fakülte ve yüksek okullarda kurulan Ülkü Ocakları Derneği sonraları 1969 yılında üniversite bulunan tüm illeri içine alacak şekilde genişlemiştir. Lise ve dengi okullarda Özellikle tatillerde disiplinli yaşama alışabilmek maksadı ile kamplar kurarak buralarda fikren olduğu kadar, sportif yönden de eğilim amaçlanmakta idi. 25 Turancılık faaliyetlerini yürütenlerin eşleri tarafından 1967 yılında Milliyetçi Türk kadınlar derneğinin Türk kadını üzerinde etkin olma faaliyetleri başlamıştır. Milliyetçi Ülkücü demeklerin merkeziyet prensibine bağlı olarak Milliyetçi Hareket partisine bağlanmasında Alparslan Türkeş en etkin rolü üstlenmiştir.



TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ FİKİR SİSTEMİNE GENEL BAKIŞ

TMFS'nin başlangıç; şu söylemlerle olmuştur. Dünya fikir ve tarihinde milliyetçilik ilk kez Türklerle başlamıştır.

Mete'nin oğlu Loişang, "Yabancı kültüre girmek demek, onun egemenliğini kabul etmek demektir." ... Öteden beri Hunlar kuvvetliyi takdir eder sabi olmayı hakir görürler. Savaşçı süvari hayatımız sayesinde, adı yabancıları titreten bir millet olduk. Zira, bilirlerki savaşta muharilerin kaderi ölümdür .Biz ölsek de kahramanlığımızın şöhreti kalacak, çocuklarımız ve torunlarımız, diğer kavimlerin efendisi olacaklardır."

Çiçi Yabgu Doğu Asya Hun İmparatoru:
"Çinlilere tabi olmayınız. Çünkü bu, şanlı ve şerefli yaşamı olan cetlerimize karşı yapılması mümkün hiyanetlerin en büyüğüdür. Atalarımız bize en geniş ülkelerle birlikte hürriyet ve istiklal emanet ettiler. Korumakla sorumlu olduğumuz bu emanetleri, adi bir ömür uğruna feda edemeyiz. Hiç bir Türk'ün alnında, esaret damgasını taşımaya tahammül edebileceğini tahmin etmem."

ÇİÇİ YABGU Doğu Asya Hun İmparatoru (vasiyetnamesi) F. HİRT: Alman ilim adamı, "milliyetçilik fikrini devlet siyasetine esas kabul eden ilk devlet adamı ÇİÇİ' dir demiştir.

Kaşgarlı Mahmut: "Gördüm ki. Yüce Tanrı , devlet güneşini Türklerin burçlarında doğurmuş, göklerdeki burçları, onların devletleri çevresinde döndürmüş. Onlara Türk adını kendisi vermiş... Mülk ve saltanatı onlara vererek, onları asrın hükümdarı kılmış. Cihan halkının dizginlerini onların ellerine bırakmış ve onları bütün insanlardan üstün eylemiş. Doğrulukta onlara her zaman yardımcı olmuş, onlara intisap edenleri onların nimetinde bulunanları hep aziz kılmış ve bütün dileklerine erdirmiş kötülerin şerlerinden korumuş."

Hafızasında binlerce hatırasını taşıyan tarih on bin yıllık kültür , medeniyet, fikir mirasına sahip Türk milletine, layık olduğu yeri göstermiştir. Bu yer diğer milletlerin üzerinde bir yerdir. Allahü Teala aşağıda zikredeceği ayeti kerimelerde de gösterdiği gibi. milletleri yaratmış ve bunu yaparken de tıpkı insanlar gibi farklı özelliklerde yaratmıştır . İşte bu farklılığın doğal neticesi olarak eşitsizlik insanlar arasında olduğu gibi milletler arasında da vardır.

Sosyoloji ilminin ispat ettiği gibi milletlerin farklı milli karakterleri yani farklı milli kimlikleri vardır Bu kimi, farklılığı doğal olarak o milletin düşünüş yaşam ve inançları şekillendirmektedir. Türk milleti tarih denilen yanılma bakim önünde kendisini ispat ederek en ulu millet olduğunu kanıtlamıştır.

Yüce Rabbimîz bu büyük millet olma özelliğini Türk milletine nasip etmiştir. Bir insan nasıl sahip olduğu olumlu olumsuz özelliklerini inkar edemezse bir millet de aynı şekilde sahip olduğu olumlu olumsuz niteliklerini ret edemez. Bunu yapmak, aslını inkar etmek, Allah'ın iradesini beğenmemek olur. Bu hususu örneklendirecek olursak şöyle demeliyiz, alimlerin ve ilim adamlarının ibadetlerinin ve ilmi çalışmalarının diğer insanların ibadetlerinden kıymetli olduğu ve Allah katında ayrı bir yere sahip oldukları hadislerle sabittir. "Alimlerin kanı şehitlerin kanından efdaldir. Alîmin uykusu cahilin uyanıklığından İyidir" gibi hadisi serileri hatırlayacaksınız. Şimdi bir şahıs az zeki ise ilim adamı olamayacaktır; buna kapasitesi elvermez. O'nun çapını aşar. Bu şahıs ilim adamı olabilecek kapasiteye sahip biri ile aynı niteliklere sahip olamamasından dolayı alimlik yani ilim adamlığı mertebesine ulaşamayacaktır.

İlim adamının sözü edilen şahıslan yukarıda olduğunu söylersek, yalan söylemiş olmayız, mevcut gerçeği ifade etmiş oluruz. Bunun gibi Türk milleti üstündür demekle o'nu haksız yere yüceltmiş övmüş olmayız var olanı dile getirmiş oluruz. .

Yukarıda söz edilen ayeti kerimelere dönecek olursak, Kur'anı mücüzül beyan şöyle ferman etmektedir.

"Ey insanlar! Doğrusu biz sîzi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir. Her şeyden haberdardır."
Hucurat Suresi 13.Sahife517

Bu ayeti kerimede geçen AREFE TEAREFU'NUN köküdür ve bilmek tanımak, tanışmak anlamına gelir, irfan da bu kelimeden türemiştir yani medeniyet de bu kelimeden türemiştir.

Rum Suresi, 22, ayeti kerime sahife 405.
O'nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarımızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için alınacak dersler vardır.

Maide Suresi 48. ayeti kerime, sahife 115.
"EY ÜMMETLER HER BİRİNİZE bir şeriat ve yol verdik. Allah dileseydi sizleri tek millet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şeriatlerde) sizi denemek için böyle yaptı. Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın."

İbni Mace, Ebu Davut ve İmam Ahmet rivayet etmiştir.

Ebul Fesile, Hz. Muhammed Efendimize yaklaşarak şöyle sordu: Siz asabiyet davası güden, bizden değildir diyorsunuz. İnsanın kavmini sevmesi asabiyet midir? diye sordu. Cevaben: Hayır, hayır, hayır, asabiyet kavmine zulmü üzerinde yardım etmektir. Diye buyurmuştur. Bir kimse kavmini sevmekle kınanamaz... İbni Mace, Ebu Davut ! ... Kişi kavmini sever. ' .... Vatan sevgisi imandandır... Hadisi Şerif...

" Sizin en hayırlınız, kavmini müdafaa edendir, ancak bu yüzden günaha düşmedikçe. "
Hadisi Şerif, Ebu Davut.

Kur'anı Kerim'in ışığı altında şunu kesinlikle söyleyebiliriz ayrı milletler vardır, bu Allah'ın dilemesi ile olmuştur, ayrı milletler ayrı karaktere sahiptir. Bu farklılığını sebebi iyi işlerde yarışmaktır. Biraz önce dediğimiz gibi bu yarışta bayrağı en önde götüren her zaman Türkler olmuştur ve Türkler olacaktır. Bu tarihsel, sosyolojik bir gerçektir. Oğuz Kağan'ın dediği gibi.

"Gök kubbeyi çadır, güneşi tuğ yapmak" yüksek ideali yani mefkuresi ile özetlenebilecek Milliyetçilik fikrini koruyup geliştirdiğimiz takdirde yine Türkler milletler arasında layık olduğu yeri yanı en büyük millet makamını diğer milletlere gösterecektir. Atatürk'ün dediği gibi, "Yüksel Türk, senin için yükselmenin sının yoktur" sözüyle ifade edilen bir ilerlemecilik anlayışı bizde hakimdir. Bizler de atalarımız gibi zoru başaran imkansızı zorlayan biri olmalıyız.

İnsanlığı insanca yaşabileceği bir düzene kavuşturmanın yolunun imanlı Türkün hakimiyetinde olduğunun anlatılması gerekir. Bu gerçeği vurgularcasına Yavuz Sultan Süleyman Han, Pîri Reis'in haritasına bakarak" dünya ne kadar küçük, bir hükümdara bile yetmez. " demiştir.

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ FİKİR SİSTEMİNİ kavramsal olarak açıklamak ve ilmi analize tabi tutmak lüzumu vardır.

TMFS bir ideolojidir. İdeoloji kavram olarak; bir grup ya da kümeye has birbiriyle sıkıca ilişkili inançlardan, düşüncelerden, tutumlardan oluşan, Düşünce demetidir. Ve bir dünya görüşüdür. Dünya görüşü felsefi görüşten ayrı bir kavramdır. Çünkü dünya görüşünde yüksek amaç için kullanılacak eylem vardır. Bu bağlamda, total dünya görüşü olarak adlandırdığımız ideoloji dünyayı oluşturan nesneleri, kişileri, olayları, eylemleri, toplumu ve bunlar arasındaki ilişkileri oldukça sistematik bir bütünlük içinde açıklayan ve bütün bunlarla yeni bir dünya düzeninin adını koyan görüştür. Bu aşamada ideolojinin bir düşünce, inanç demeti, sistemi olmakla birlikte tüm düşünce ve inançların niçin ideolojik olmadığını açıklamak gerekir. Neden akideler, düşünce akımları, siyasal toplumsal programların ideolojiden ayrı kavramlar olduğunu EDWARD SHİLLS şöyle açıklamıştır;

1. Formülleştirmelerinde açıklık seçiklik özelliği

2.Belirli ahlaksal ve bilişsel inançlar çevresinde sistemli bir bütünleşmeyi amaç edinmiş olup olmaması.

3. Geçmiş ve çağdaş, düşünsel ahlaksal ya da ideolojik modellere yakınlık derecesi.

4. Davranışın sergilenmesinde emredicilik ya da kesinlik derecesi. ...

5. Duygusal yoğunluk ve etkinliğin derecesi

6. Amacı belirtmenin (ifadenin) otoriterlik düzeyi

7. Önerilen inanç sisteminin ve ona uygun toplum modelini gerçekleştirmeyi amaçlayan teşkilatsal birim ve ilişki düzeyidir.

Sosyolojik, psikolojik bir olgu olan ideolojinin doğuşunu hazırlayan sebeplere de değinmek gerekir.

Bunlar; Toplumsal, ekonomik doyumsuzluk,toplumsal tabakalaşmadan kaynaklanan sınırlı ve yanlı görüş ve değerlendirmeler, yerleşik beklentiler, süre gelen toplumsal geleneklerdir.

Türkler ise kısaca: Tutucu ideolojileri, var olan düzeni savunurlar.Düzeltimci ideolojiler, yeni koşullar karşısında var olan değer sisteminde ve onun meşrulaştırdığı kurumsal yapıda yeni koşullara uygun değişiklikler yapılmasını savunan İhtilalci ideolojiler var olan değer sisteminin kökten değiştirilmesini amaçlar. Karşıt ideolojiler ise, yerleşik düzende var olan değerlerle, uygulamalar arasındaki çelişkileri vurgulayarak yerleşik değer sistemine aykırı tutum ve davranışları haklı göstermeye çalışır. Bu bilimsel açıklamaların ışığı altında TMFS'nin düzeltimci bir ideoloji olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.









ÜLKÜCÜLÜĞÜN TEMEL ESASLARI

Gayemiz iyi bir Türk olmaktır. İyi bir Türk olmak, Türk'ün törelerini, dilini, dinini, ülküsünü iyi bilmek, iyi yaşamakla olur. Türk'ün gücü imanıdır. İmanının özü ise kendi öz kültürüdür. Türk kültüründe, milletin aynı kültür doğrultusunda yaşamasının sağlanması için, üç unsura kayıtsız şartsız bağlanılması gerekmektedir. Lider, doktrin, Teşkilat. Bu üç unsuru iyi bilmek, anlamak, yaşamak zorundayız. Bu üç unsur milletin birlik, dirlik ve güçlülüğünü sağlayan temel prensiplerdir. Türk kültüründe güçlü devlet kurabilme, Turan'ı gerçekleştirebilmek ve Kutlu Düzeni sağlamak için gerekli olan bu üç unsuru tek tek tetkit etmek gerekiyor.

LİDER

Liderlik, okullarda okuyarak, ihtisas yapılarak elde edilebilecek bir mefhum değildir. İnsanlar birbirinden ayıran bir özellik şahsi karakteridir. Bazı insanlar inançlarına tam anlamıyla bağlıdır. Yaşayış tarzını tamamen inançlarına göre düzenler. Duygularını ve düşüncelerini bu inanç istikametinde yönlendirir. Bu kişilerde bu inançlarına bağlılık karakteristik bir özelliktir. İşte Cenabı Allah bazı şahsiyetli insanlara, kendi kültür öğelerini iyi yaşama vasfını nasip etmiştir. Türk lideri de, Türk kültürünün bütün öğelerini en iyi bilen, en iyi uygulayan şahsiyet sahibi olmalıdır.

Türk'lerde liderlik vasıflan ve Türk kültürü içerisinden çıkarılmış bazı öğeler şunlardır:

Lider, özü sözüne uygun olan kimsedir.
Lider, yüksek bir ahlakın, üstün bir seciyenin sahibi olan kişidir.
Lider, ölüme giderken de inançlarından taviz vermeyen kişidir.
Lider, teşhisinde yanılmayan, kolay kolay aldatılmayan, aldanması mümkün olmayan kişidir.
Lider, milli olanı milli olmayana her zaman tercih eden, bu tutumunda her zaman kararlılık gösteren kişidir.
Lider, her türlü haksızlığın karşısında başını dimdik tutan ve zorbalıklar önünde eğilmek nedir bilmeyen kişidir.
Lider kişinin, sınıfların, baskı gruplarının yararına değil, öncelikle milletin menfaatlerini düşünmesini bilen kişidir.
Lider, milli olmayan her düşüncenin, her ekonomik sistemin ve devlet anlayışının karşısında milli olanı büyük bir faziletle, korkusuzluk ve cesaretle savunmasını bilen kişidir.
Lider, milleti meydana getiren dil, din, kültür, tarih ve soy birliğine, vatan kavramına sadakat ile bağlılık ile göstermenin bir zaruret olduğuna inanan kişidir.
Lider, sosyal hafiflikleri değil, milli vakar ve üstünde tutulmasını isteyen ve bu konuda her türlü dikkat ve titizliği gösteren kişidir.
Lider, gerek iç politikada, gerekse dış politikada olsun, millet ve devlet yararına alınması ve geliştirilmesi gereken meseleleri kendi politik ve kişisel çıkarları için bir araç olarak kullanmak heveskarlığına kapılmayan kişidir.
Lider millet devlet felsefesini "Devleti Ebed müddet" ilkesi doğrultusunda ve kendi soylu esprisi dahilinde yaşatmayı amaçlayan kişidir.
Lider, milleti, devleti ve ülkeyi tehdit eden her alçakça girişimin tam zamanında karşısına dikilen kişidir.
Lider, milletin ruh ve gönül yapısı ile sosyal alışkanlıklarını daima göz önünde bulundurarak, millete en yararlı olması gereken çare ve tedbirleri almada başarı gösteren kişidir.
Lider, nazizme, faşizme olduğu kadar komünizme de, millet varlığı için tehlikeli gördüğü her türlü kozmopolit akım ve sistemlere de olmaz demesini, durdurucu, caydırıcı ve önleyici tedbirler koymasını bilen kişidir. , Lider, günübirlik meselelerin yerine büyük ülküleri gerçekleştirmeyi, milletin, devletin ve ülkenin 10-15 yıl sonraki geleceğini değil, 50-100-200 ve hatta 500 yıl sonraki geleceğini düşünen bunun ilmi hesaplarını, aritmetiğini varsayımdan, ihtimallerden ötede değerlendirme cihetine yönelen kişidir.
Lider, kanunların örf, gelenek ve adetlerle modern teknikte ilim ve uygarlık anlayışının birbirinin tamamlayıcıları olarak benimsenmesi üzerinde önemle duran kişidir. Bu gerçeğe inanan,iman eden kişidir.
Lider, milli istiklal, toprak bütünlüğü, milletin birlik ve beraberliği yolunda ölümü bile ehvenden sayan kişidir.
Lider, milletini çağların üstünden sıçratarak milletine bu ruh, bu inanç ve bu şuuru aşılayarak, onun ilim de, teknikte ve uygarlıkta en ileri milletlerin de önünde yer almasının mücadelesini veren kişidir.
Lider, hiç bir ön yargı ve siyasi yatırım amacıyla yahut maddi menfaatleri karşılığında devlet sırlarını açıklamayan, bu zavallılığı, benimsemeyen kişidir.
Lider, her türlü iftira, yalan ve hakaret ifade eden kelimeyi sözlüğünden çıkartıp atan kişidir.
Lider, ön sezgisi kuvvetli, kararlı isabetli, fikir ve kanaatleri istisnasız bir şekilde en mükemmel, en iyi ve en doğru olan kişidir.
Lider, güçlüklerden yılmaz, tehditlere papuç bırakmaz, vatanını bir pula satmaz.
Lider, kavgadan kaçmaz, kaçırılmaz.
Lider, dün neyi savunuyorsa, bugün de, yarın da yine aynı şeyleri savunarak savaşını sürdürür, daima ileriye bakar, ufku daima ilerisidir.
Türk töresinde liderde aranan vasıflar bunlardır. Bu vasıflara sahip bulunan şahsiyetler daima hedefe varır. Türk İslam davasını sistemli hale getiren dava önderinde mutlaka bu vasıflar bulunmalı. Zira dünya milletleri kendi menfaatleri için başka milletler üzerinde hesaplar yapmaktadır. Bu vasıflara sahip şahsiyetler başka milletlerin kendi ülkelerindeki hesaplarını bozar. Bu vasıflara sahip olmayanlar ülkeyi başka milletlerin güdümüne bilerek veya bilmeyerek sokarlar.

Cenabı Allah sevdiği Türk milletine en buhranlı günlerinde mutlaka kurtarıcı bir lider nasip etmiştir. Alparslan Türkeş yüzyılımızın bu vasıflara yegane sahip lideridir.Onun hayatı başlı başına bir mücadele başlı başına bir davadır. O lidere bağlılık ve teslimiyet, kendini Türk kabul edenlerin yapması gereken şeylerdir. Hele de bu Türk ufkunu Nizamı Alem'e yöneltmiş bir ülkücü ise, liderini iyi tanımalı ve ona teslimiyet bilinci ile bağlanmalıdır.

1944 yılından beri fikirleriyle bütün Türk dünyası için hürriyet mücadelesi veren, doktrinleriyle de Türk Devleti'ni güçlü, kılmak milletinin mutlu olmasını sağlamak ve dünya insanlık aleminin gerçek adalete kavuşması için çizgisinden taviz vermeyen her türlü çileye rağmen Hak yolunda mücadeleye devam eden ve Türk milliyetçiliğinin milletimizin milli meselesi olmasını sağlayan 1300 yıl sonra Türk kurultayı yapan ve bu kurultayda Hakan'lık unvanı alan Dünya Türk'lüğünün değişmez Lider'i Alparslan Türkeş'tir. Makamı "Başbuğ’luktur.

DOKTRİN

Bir milletin kendi kültürüyle yönetilmesi o milletin milletlerarası mücadelesinde zafer kazanmasına sebep olur. Liderlik anlayışımızda olduğu gibi devletin, kalkınma meselelerini çözümde kendi kültürümüzü örnek alıyoruz.

Dolayısıyla devletin kalkınma politikasını, Türk Kültürünü incelediğimizde bazı dilimlere ayırmak zarureti hasıl oluyor. Bu konu uzmanları tarafından 9 dilime ayrılmıştır. 9 rakamı Türk Kültüründe ve İslam inançlarında kutsal sayılan bir rakamdır. Türkiye'nin kalkınmasını 9 farklı maddeler halinde dilimlere ayırıp her birini ayrı ayrı kültür potasında çözümleme yoluna gidilmiştir.

Türkiye’nin bugün ileri gitmiş modern milletlerin, modern devletlerin seviyesine ulaşması için dünya çapında ilim adamları ve teknik insanlar kadrosuna ihtiyaç vardır. Bu kadrolarla tamamen, %100 milli bir tutumla eksikleri tamamlamak, hataları gidermek gerekir.

Kendi öz değer ve kültür kaynaklarımızla milli ihtiyaçlarımızı esas alarak telafi etme ve çare bulma düşüncesiyle 9 ışık ortaya konmuştur. "Herşey Türk için, Türk'e göre, Türk tarafından" sloganında manalaşan ve Ozan Arifin söylediği "Doktorun Türk, ilaç İslam olacak" mısralarına akseden milli kurtuluş ve milli yükseliş hamlesi dün olduğu gibi bugün de hatta yarın da Türk Milletinin yegane kurtuluş reçetesidir. Çünkü diğer bütün fikri ve siyasi ideolojilerin karşısında tek Milli Doktrin'dir. Çünkü kaynağını, özünü Türk kültüründen almaktadır. Çünkü doktriner yapımız "Türk'lük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletidir."

Bu doktriner yapımızı maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz.

1. Milliyetçilik
2. Ülkücülük,
3. Ahlakçılık,
4. Toplumculuk,
5. İlimcilik
6. Hürriyet ve Şahsiyetçilik
7. Köycülük,
8. Gelişmecilik ve Halkçılık
9. Endüstri ve Teknikçilik

Türkiye bu maddelerde izah edilen dilimleri iyice anlamadan , bu doktirinleri uygulamadan dışarıdan ısmarlama alınan yabancı sistemlerle yükselişini ve kurtuluşunu sağlayamaz. Bu doktrin Türk’ün özü , Türk’ün kurtuluş reçetesidir.

TEŞKİLAT

İnsanları milliyetçi , toplumcu fikir yapımızla aydınlatma , koordine etme ve ülkücünün yakın hedefinin iktidar olmasını temin için birer eğitim yuvası olan Ocaklarımız ve ocaklarımızda yetişen , yetişirken de devleti kurtarma , topraklarımızı vatan yapma , milletin milli değerlerini yüceltme , insanlara şahsiyet kazandırma ruhunu almış kadroları iktidar yapma vasıtası olarak da M.H.P her ülkücünün teşkilatıdır. Ocaklarımız birer ilim irfan yuvasıdır ve de öyle olmalıdır. Biz Ülkücüler bu ocaklarda devletimizin bekası için yetişmek ve hazır olda beklemek mecburiyetindeyiz. Çünkü devletine sahip çıkan , millet için çalışma arzusu taşıyanlar ülkücülerdir. Öyleyse ülkücülerden başkası devleti için var gücüyle çalışmazlar. Bizler kadrolarda yerimizi alarak , ocaklarda aldığımız ruhu iktidara taşımalıyız. Bu yol partilerden geçer. Var oluşlarının gayesi milli kurtuluş hamlesi olan tek siyasi vasıta Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

Çünkü Milli kurtuluş ve yükseliş davası diye kendi kültürümüzde bulduğumuz Dokuz Işık’ı doktrin halinde savunan ve iktidara geldiğinde uygulanacak tek çare olarak gören siyasi parti M.H.P’dir.


byAdnanoe


                                                     Web Tasarım:byAdnanoe


 
HADİSE'yi Dinlemektesiniz...